Fýkralar : tombul hatun
Yazar: Sahin
Konu: tombul hatun
Gönderim Zamanı: 13-Eylül-2009 Saat 22:23
Bir gün tombul bir hatun aly? veri?ini yapar ve sonrasynda da elinde po?etlerle yürüyemeyece?ini anlar. Po?etler elinden byrakmy? bir ?ekilde minübüsçülerin geçti?i bir durakta beklerken, bir minübüs geçiyormu? dur i?areti yapan hanfendi, minübüsçü hemen hanfendiye kar?y avucunu kapatyp açmy? hanfendi de hemen kolunu uzatmy? ba? parmany i?aret parma?y ile orta parmak arasyna alarak i?rati yapmy?. Minübüsçü hemen sinirlenip fren sykyp durmu? ve hyzly hyzly yürümü? minübüsçü;
- Napyyon sen ya demi?….
hanfendi hemen;
- Sen ne yapyyorsun demi?…
münübüsçü ben size içerisinin dolu oldu?unu el i?aretiyle belirttim; demi?
Hanfendi;
- Bende size beni araya syky?tyr, diye el i?areti yaptym demi?….

Fýkralar : yuzme biliyorsun sen de?ilmi?
Yazar: Sahin
Konu: yuzme biliyorsun sen de?ilmi?
Gönderim Zamanı: 13-Eylül-2009 Saat 22:31
Hocanin iki karisi varmi?. Bir gün ”en cok hangimizi seviyorsun”diye sorarlar hoca söylemek istemez. Yeni karisi:
- ikimizde göle dü?sek,önce hangimizi kurtaryrdyn?demi?.
hoca eski e?ine,
- sen biraz yüzme biliyordun degil mi.?
Fýkralar : Zeki ö?renci
Yazar: ZaiL
Konu: Zeki ö?renci
Gönderim Zamanı: 07-Ekim-2009 Saat 09:54
FIKRA
Eski zamanlarda ö?retmenlerle ö?renciler ayry yemek yermi?.Bir gün bir ö?renci,ö?rencilerin tarafynyn dolu oldu?unu görmü? ama ö?retmenlerin tarafynda bir yer bo?mu? koskocaman profosörün yany ..Gitmi? oturmu? , profosör bunu görünce sinirlenmi? ve “o?lum burda oturamassyn dü?ün bir öküzle ku? ayny seviyedemidir ?” cocukta “tmm pardon o zamn ben uçarak gidim demi? .Koskoca profosör ?ok olmu? içinden “ben nasylsa seni yakalarym”demi?.Profosör bir synyfa ders anlatmaya gitmi? bakmy? o cocuk profosör içinden “i?te seni yakaladym seni sözlü edimde gör” demi?.
-Kalk bakalym evladym seni sözlü yapim
-tamam hocam yapyn
-yolda giderken 2 kese buldun birinde para birinde akyl var hangisini alyrsyn
-parayy alyrym
-o?lum sen kafayymy yedin neden parayy alyyon insan akyly alyr ondan yücesi varmydyr ben olsam akyly alyrdym
- hocam herkes ihtiyacy olany alyr…
Profosör delirmi? “sen görürsün yazylyda” demi? içinden.sonra yazyly zamany gelmi?.yazyly olunmu? bakmy? çocu?un ka?ydyna yüzlük ka?yt profosör gycykly?yndan notu kyrmy?? ka?ydyn üzerine sadece öküz yazmy?.. ka?ydy cocu?a vermi?.
Çocuk”hocam buraya imzanyzy atmy?ynyzda notumu yazmamy?synyz”
profosör krize girmek üzereymi? tmm ben bunla daha u?ra?mam demi?
Fýkralar : Çok komik
Yazar: ZaiL
Konu: Çok komik
Gönderim Zamanı: 16-Ekim-2009 Saat 14:52
.: Hamile Kadin :.
Küçük bir çocuk, hamile bir kadinin karnina dokunarak:
- Ne var sizin karninizda teyze,
Kadin:
- Çocugum var evladim, diye cevap verir.
- Sizin çocugunuz mu?
- Evet
- Onu seviyor musunuz?
- Evet
- Çok mu seviyorsunuz?
- Evet evladim.
- Öyleyse neden yediniz?
———————————————————–
.: imam:.
Köyün birinde imam bir köylünün kizina asik olmus.Bakmis böyle olmayacak annesine babasina söyleyip kizi istetmis.Ama ne yazik ki kizi vermemisler.
Bunun üzerine imam çok üzülmüs.Bu halde camiye gitmis ve ezan okumadan önce ‘TÜM SEVIPTE KAVUSAMAYANLARA GELSIN’ demis….
————————————————————-
.: abdest :.
BIRGÜN HOCA HERZAMANKI GIBI NAMAZINI KILMAK IÇIN ABDEST ALMAYA HAZIRLANIR.ABDESTINIDE KÖYÜN MEYDANINDAKI ÇESMEDEN ALMAKTADIR. HOCAYI ABDEST ALIRKEN IZLEYEN KÖYLÜLER BAKARLAR KI HOCA DEFALARCA ÜST ÜSTE ABDEST ALMAKTADIR.SASIRIRLAR VE SEBEBINI MERAK EDERLER VE HOCAYI IZLERLER.DAHA SONRA HOCA NAMAZINI KILMAK IÇIN CAMIYE GIDER.HOCA NAMAZ KILARKEN GÖRÜRLERKI NAMAZ ESNASINDA IKIDE BIR GÜLÜP DURUYOR BUNUN ÜZERINE AHALIDEN BIRI DAYANAMAYIP
-HOCAM,NAMAZDA GÜLÜYORSUNUZ ABDESTINIZ BOZULDU NAMAZDA GITTI DER
HOCANIN CEVABI ISE,
-YAHU ÖNEMLI DEGIL YEDEKTE BIR KAÇ ABDESTIM DAHA VAR DER
——————————————————
.: Çorap :.
Ayaklari çok fena kokardi. Bir gün bir arkadasina, birlikte tiyatroya gitmelerini teklif etti.
- Hay hay, dedi arkadasi. Ama eve git, ayaklarini yika ve temiz bir çorap giy. Söz mü?
- Söz…
Tiyatroya gittiler. Yerlerine oturdular. Aradan bes on dakika geçmeden etrafindakiler mendillerini burunlarina götürmeye basladi.
- Hani söz vermistin, dedi arkadasi.
- Vallahi degistirdim, dedi ve ekledi:
Inanmazsan diye kirlileri de cebime koydum. Iste burada!…
——————————————————
Temel ve Kraliçe Elizabeth
Temel Istanbul a gelmis, yürüyormus.Bu arada 5 dakikada bir top atislari duyul-
maktaymis. Merak edip sormus. “Hemserim bu top atislari neyin nesi?” diye.
Kraliçe Elizabeth in gelmesi sebebiyle top atisi yapildigi anlatilmis.
Aradan yarim saatgeçmis ve top atislari halen sürmekteymis. Temel yine
sormus bir baskasina “Bu top atislari neden?” diye. Ayni cevabi alinca
söylenmis: “Ulan, yarim saattir bir kariyi vuramadilar, be!”
Fýkralar : KaYyn VaLiDe
Yazar: MaNKeN
Konu: KaYyn VaLiDe
Gönderim Zamanı: 14-Temmuz-2009 Saat 17:23
Adamyn birinin evinde yangyn çykmy?. Kom?ulary yardyma ko?mayyp olayy seyretmeye ba?layynca i? ba?a dü?mü?.. Ylk önce o?lunu yangynyn içerisinden çykaryp dy?arda beklemesini söylemi?. Dalmy? tekrar duman ve ate?in içerisine, kyzyny çykartmy? dy?aryya. Sonra karysyny, sonra köpe?i ve kedisini. Daha sonra dy?ary hiçbir ?ey getirmeden 3 kere daha içeri girmi? çykmy?. Onu seyreden kom?ularyndan biri sormu?: – Niçin yanan eve girip çykyyorsun dy?ary hiçbir ?ey getirmiyorsun?” diye. – “Kayinvalidem içeride!” demi? adam; “arada bir girip çeviriyorum!”.
Gelin Kulağına Küpe!
İslâm öncesi dönemde yaşayan Ümame isimli akıllı bir kadın, kızı Ünas’ı Kinde krallarından Haris ile evlendirdiğinde, hâlâ değerini koruyan şu unutulmaz nasihatları yapmıştı: ‘Kızım, eğer bir kızın ana-babasının servetinden dolayı kocasına ihtiyacı olmasaydı, senin herkesten ziyade müstağni (ihtiyaçsız) olman lazım gelirdi. Fakat öyle değil; erkekler bizim için yaratıldığı gibi, biz de onlar için yaratılmışızdır. Kızım, sen ana-babanın evinden, büyüyüp yürüdüğün yuvadan çıkıp, bilmediğin ve şimdiye kadar alışmadığın, ülfet etmediğin bir adamın evine gidiyorsun. Şimdi, onun rızasını gözetip kendisine itaat et ki, o da sana kul-köle gibi olsun; seni sevip hoşnut olman için gerekeni yapsın. Ben şimdi sana on şey söyleyeceğim. Onları kavra ve gereğince hareket eyle ki, eşinle güzel geçinebilesin:
1- Sana yiyecek ve giyecek her ne getirirse, onu yürekten kabul etmelisin; kanaat sahibi olmalısın.
2- Emrettiği uygun şeyleri yapmalı, yasaklayıp yapma dediği şeyleri yapmamalısın.
3- Evin içini ve üstünü başını temiz tutmaya dikkat etmelisin.
4- Güzel görünüp güzel kokmalısın ki, kocan senden iğrenmesin; gözünden düşmeyesin.
- Uyuduğu ve yemek yediği vakitlere dikkat etmelisin. Bunları hangi vakitte yapmayı alışkanlık haline getirmişse, o vakitleri gözetip yemeğini ve yatağını hazırlamalısın. Çünkü açlık ve uykusuzluk insanı öfkelendirir.
6- Kocanın malını muhafaza etmeli, israf ve teleften korumalısın.
7- Onun itibarını gözetmeli, hısım ve yakınlarına da saygılı olmalısın.
8- Ona isyan etmemeli, işine muhalefette bulunmamalısın.
9- Sırrını elaleme ifşa etmemelisin. İşine isyan edersen sana kin duyar, sırrını ifşa edersen eziyet ve cefasından kurtulamazsın.
10- Kocan kederli iken ferah olmayasın, neşeliyken de keder göstermeyesin.
Harun Reşit İle İhtiyar
Harun Reşit Veziri ile birlikte tedbili kıyafet dolaşırken bahçesinde hurma fidanları diken bir ihtiyar görür. Selam verir ve aralarında şu konuşma geçer:
- Kolay gelsin, ne yapıyorsun böyle?
- Hurma fidanları dikiyorum.
- Peki bu diktiğin hurma fidanları ne zamana kadar büyür ve meyve vermeye başlar?
- Kim bilir belki on, belki yirmi sene sonra yetişir ve meyve vermeye başlar.
- Peki onların meyvelerini görebilecekmisin?
- Bu yaşlı halimle belki göremem. Ama bizden öncekilerin diktikleri ağaçların meyvelerini biz yedik. Biz de bizden sonrakilerin istifadeleri için bu hurma fidanlarını dikiyoruz.
Bu cevap Harun Reşid’in hoşuna gider ve bir kese altın verir. İhtiyar, Allah’a hamdeder ve:
- Diktiğim ağaçlar hemen meyve verdi.
Bu söz üzerine Harun Reşid bir kese daha altın verir ve ihtiyar yine Allah’a hamdeder ve:
- Herkesin diktiği meyve ağaçları yılda bir defa mahsül verir, benim diktiğim fidan hem hemen meyve verdi hemde senede iki defa ürün vermeye başladı.
Hiç Çürümemişti!
Ankara-Eskişehir demiryolunun kenarında bulunan türbesi, 1948’de yolun genişletilmesi için kaldırılmak istendi. Fakat bir türlü bu işte muvaffak olunamadı. Hattâ bir defâsında, döşenen rayların sökülüp, sekiz metre geriye atıldığı görüldü. Bunun üzerine Yûnus Emre için bir türbe yapılıp, kabrinin oraya nakline karar verildi. Yûnus Emre’nin yeni kabri, eskisinden 100 m kadar ileride bir tepecikte yapıldı. Yeni kabrine taşıyacak beş kişilik heyet, kimseye haber vermeden ve hiçbir merâsim yapmadan çalışacaktı. Karar verildiği üzere hareket edildi. Yalnız ertesi gün, Yûnus Emre’nin çevresine dâvetsiz, ilânsız otuz binden fazla insan kalabalığı toplandı.
Yûnus Emre’nin kabri îtinâ ile açıldı. Bedeni, 700 seneden beri hiç bozulmamış bir hâlde, bir eli yüzünde, bir eli kalbinin üstünde, rahat bir şekilde uzanmış yatıyor görüldü. Mübârek bedeni oradan alındı, tabuta kondu ve kalabalığın elleri üzerinde, 100 metrelik mesâfe tam üç saatte katedildi. Yeni mezarına defnedildi. Yûnus Emre’nin vasıyeti şu idi:
“Beni hocamın türbesinde, giriş yolu üzerine gömsünler!” Bundan murâdı, şeyhini ziyârete gelenlerin, kendisini çiğneyip de geçmeleriydi. Bu, hocasına ne ölçüde bağlı olduğunu göstermektedir.
Her Şeyi Bilmek İyi Mi
Adamın biri Musa Aleyhisselâm’a:
— Ya Musa, ben bütün hayvanların dilinden anlamak istiyorum. Tur’u Sina’ya gittiğin zaman Allah’tan iste de benim duamı kabul etsin, diyordu.
Musa Peygamber:
— Her şeyi bilmek iyi olmaz. Senin hayvanların dilinden anlamaman daha iyidir. Bu sevdadan vazgeç, dediyse de, adam illâ öğrenmek istiyordu.
Bir gün Musa Aleyhisselâm Tur’a çıktığı zaman Cenab-ı Allah Musa Aleyhisselâm’a:
— «Ya Musa! O kulumun duasını kabul ettim, bundan sonra bütün hayvanların dilinden anlayacak. Yalnız her şeye ehemmiyet vermesin, sonra onun için iyi olmaz.» buyurmuştu.
Musa Aleyhisselâm, Tur’u Sina’dan geldikten sonra durumu bildirip her şeyle fazla ilgilenmemesini söyledi. Kendisine selâhiyet verilen adam, akşam ahıra hayvanlarını yemlemeye girmişti. Orada eşekle öküzün konuşmalarına şâhid oldu.
Onlar aralarında şöyle konuşuyorlardı:
Öküz:
— Yahu eşek kardeş, senin işin ne iyi, bana yazın rahat yok, kışın rahat yok. Sabah olacak çifte koşacaklar, ama sense akşama kadar rahat gezeceksin, diyordu.
Eşeğin öküze nasihati şöyle oldu:
— Bunlar hep senin ahmaklığından… Sen sabah olunca hasta numarası yaparsın, akşamdan sahibimizin döktüğü yemi bile yemezsin. O da sabahleyin seni bu haliyle görünce çifte koşmaktan vazgeçer ve birkaç gün olsun istirahat etmiş olursun, dedi.
Bu sözler öküzün hoşuna gitmişti. Hakikaten yem yemedi ve öyle aç karnına sabaha kadar yattı. Eşek ise öküzün yemlerini bile kendisi yemişti. Tabii bunların bu konuşmalarını sahibi duymuş ve gülerek ahırdan çıkmıştı.
Sabah oldu, adam ahıra girdi ki, öküz aç. Kalkması için birkaç tekme vurdu ise de öküz hastalanmıştı.
Adam:
— Bu sefer de onun yerine eşeği koşalım, diyerek aldı tarlaya götürdü
Akşama kadar eşekle çift sürdü. Eşeğin emdiği süt burnundan gelmişti. Akşam eve geldiği zaman öküz rahat rahat geviş getiriyor kendi kendine hakikaten bu iyi bir numara oldu diyordu. Eşek bu işin çekilemeyecek gibi olduğunu görünce öküze başka yoldan akıl verip kurtulmak istedi:
-Öküz kardeş, sen böyle yatarsan sahibimiz seni satacak. Bu gün tarlada beni gören köylüler sordular. O da, zaten tembel bir öküzdü, şimdi de hasta oldu. Yarın kasaba vereceğim, dedi. Eğer yarın’ da böyle yaparsan kendini bıçağın altında bil, diyerek sabahleyen çifte gitmekten kurtuldu.
Adam bunların bu konuşmalarını dinledikçe kendi kendine gülüyor ve:
- Gördün mü ne kadar iyi bir şeymiş hayvanların dilinden anlamak, diyordu.
Ertesi sabah horozla köpeğin konuşmalarına şahit oldu.
Horoz:
-Yarın efendinin, öküzü ölecek. Sana müjdem var. İyi bir ziyafet olacak senin için, diyordu.
Adam bunu duyar duymaz hemen pazara götürüp öküzünü sattı ve zarardan kurtuldu.
İkinci gün oldu, köpek horoza:
- Niye yalan söyledin? Hani ziyafet? Adam öküzü sattı kurtuldu, dediğinde, bu sefer horoz:
-Hiç merak etme! Öküzü sattı ama, yarın kölesi ölecek ve onun hayrına mutlaka bir yemek yedirirler. Sen de artıklarından istifade etsen yeter, dedi.
Adam bunu da duymuştu. Hemen pazara çıkarıp kölesini de sattı.
Köpek gene ziyafete erişememişti. Horoza:
-Beni ne kandırıp duruyorsun? diye çıkıştı.
Horoz:
-Ben yalan söylemem… Ziyafet var dediysem vardır. Efendimiz öküz ve köleyi satarak zarardan kurtuldu ama, yarın kendisi ölecek, işte o zaman ziyafetin büyüğü olacak, dedi.
Adam horozdan bunları duyunca etekleri tutuştu. Ne yapacağını şaşırdı ve doğru Hazreti Musa’nın huzuruna çıkıp durumu anlattı:
-Hakikaten ben yarın ölecek miyim? Bunun bir çaresi yok mu? diye yalvarmaya başladı.
Musa Aleyhisselâm:
-Ben sana demedim mi? Her şeye ehemmiyet vermeyeceksin diye… Eğer sen öküzü satmasaydın, o ölecek ve belâ atlatılmış olacaktı. Ama sen onları satmakla başkalarının zarar etmesini istedin. Kendi menfaatini düşünüp başkalarını kendisi gibi hesap etmeyenin hali budur, dedi.
İstersen Yağa Ban İstersen Bala Ban
Yahya Efendi Dergahını yaptırdığı zaman o civarda Ortaköy Rumlarından başka kimseler yoktu. Bir gün bir Rum Çoban, davar güderken koyunlarından iki tanesi dergâhın bahçesine girmiş. Koyunlarını çıkarmak maksadıyla dergahın bahçesine giren çoban, bir dervişin:
- Ne arıyordun? sorusuyla irkilerek:
-Koyunlarımı arıyordum, demiş.
Çobanı gören Yahya Efendi, Rum Çobanı dergaha içeri aldırmış, o na:
-Gel bakalım gel… Koyunlarını mı istersin, kendini mi? Yoksa ikisini birden mi, ne dersin? diyerek, çobanı rahat bir yere oturtarak:
-Yağ, bal ve ekmek getirin demesiyle, hemen anında sofra kuyrulmuş, isteneler gelmiş, sofra kurulunca Yahya Efendi, Rum Çobana:
-Hayde bakalım, bismillâh buyur, işte sana tereyağı, mumlu bal ve taze nan, ister ise yağa ban, ister isen bala ban, demiş.
Bu tatlı ortamdan sonra, çoban koyunlarına değil de kendine talib olmuş, o gün, orada, o vesileyle Müslüman olduğu için adı Balaban kalmış.



