Seslimodel.com Girisleri Burdandir..
Ebakire.com Ebakire.biz Ebakire.gen.tr ebakire.net BakireSohbet.com Bakiresohbet.net Seslibakire.com Seslibakire.net Seslibakire,Seslimodel.com,seslimodel.net,seslimodel.tk,seslimodel girişleri burdandir..
Aşk Roman Kitapları
BakiRenin Kızları
‘Unutulmaz bir hikaye.’
-Karen Harper-
VIII. Henry ve Anne Boleyn’in kızı I. Elizabeth hem iktidar hem de kadın olmanın getirdiği zorlukların farkındadır. Güçlü bir kraliçe olarak gerçek aşkı tatmamaya yeminlidir. Bu yüzden etrafında kendisine romantik arzuları tattıracak kimseyi istemez.
I.Elizabeth’in hikayesi ilk kez ona çok yakın iki kadının gözünden anlatılıyor. Bitmek bilmeyen entrikalar, yarım kalmış aşklar ve unutulmaz dramlar ortaya kayıtsız kalınamayacak bir eser çıkarıyor
‘Çok çekici ve inanılmaz derecede olağanüstü.’
-Sandra Worth-
‘Elimden bırakamadım.’
-Anne Gracie-
‘Yüksek bir drama örneği…
Son Tudor hanedanının unutulmaz bir öyküsü.’
-Karen Harper.
Kerstin Gier
Kyrhos Kitap; Aşk Romanları
Hayallerinizdeki erkeği ararken tuhaf ve komik maceralar yaşayabilirsiniz. Herkesin kırık kalpleri onarma yöntemi farklıdır ama başınıza böyle bir felaket gelirse dondurma ve cipse sarılmaktan başka bir şey yapmalısınız!
Yirmi altı yaşındaki bir genç kızın mutsuz olmak için pek çok sebebi olabilir: Erkek arkadaşı sadece sporla ve başka kadınlarla ilgileniyordur, örneğin. Üniversite öğreniminden ve bürodaki işinden çok sıkılmıştır. Kendini teselli etmek için beraber olduğu erkeklerin hepsi de tam bir felakettir. Üstelik kız arkadaşlarının durumu da pek içi açıcı değildir. Arkadaşlarından biri bütün prensiplerini bir tarafa atmış ve her şeyi bildiğini zanneden, pisboğaz ve kaba, ama iyi para kazanan biriyle birlikte; diğeri erkek arkadaşı tarafından aşağılanıp aldatılıyor; bir diğeri ise ukalanın tekine âşık!
Romanları en çok satanlar arasında en coşkulu eleştirileri alan Kerstin Gier, filme çekilmiş ve başrolünü Heike Matsch’ın oynamış olduğu “Erkekler ve Diğer Felaketler”de bu dört kız arkadaşın bir felaketten diğerine koşmalarının, sürpriz sona kadar, esprili, neşeli ve heyecanlı hikâyesini anlatıyor.
Aşk Hırsızı (Cep Boy)
Sabrina Jeffries; Çeviren: Zeynep Yazıcı
Epsilon Yayınları; İngiliz ve Amerikan Edebiyatı, Roman, Hikaye, Şiir, Denemeler, Aşk Romanları
Katherine Merivale umutsuzca evlenmek ister fakat bunun için çocukluk aşkının ona evlenme teklif etmesini beklemektedir. Evlilik teklifini alana kadar kendisine miras kalan servete dokunması yasaktır. Bu yüzden, en son ihtiyacı olan şey, kötü bir şekilde ün salmış çapkın Alec Black’in aklını başından alan, nefes kesici bakışları ve öpücüklerinin bu evliliği riske atmasıdır.
Galler Prensi’nin üç gayrimeşru oğlundan biri olan Iversley Kontu Alec, borçlarını ödeyebilmek için kendisine gizlice varis bir eş aramaktadır. Tutkulu bir kadın olan Katherine adeta dualarının cevabı gibi ortaya çıkar ve Alec’in baştan çıkarmasına verdiği karşılık da, adamın ona sahip olduğundan emin olmasını sağlar. Fakat Alec, Katherine’in bir aşk evliliği yapmak istediğini bildiğinden içini kemiren düşüncelerden kurtulamaz… Acaba Katherine, Alec’in yalanlarını öğrendiği zaman neler olacaktır?
Leyla’ya Mecnun’un Gözüyle Bakmak
03 Mart 2010 Yazan admin
Kategori Guzel Sozler, şiir
Bir Arap beyine Leyla ve Mecnun’dan söz açtılar:
Mecnun iyi bir şair olduğu halde perişan bir halde çöllerde gezinip durmaktadır. İradesini tamamen kaybetti.
Melik onu bulup getirmelerini emretti..
Mecnun’u bulup getirdiler..
Melik onu ayıpladı. Ona şöyle dedi:
İnsanlık şan ve şerefinden ne zarar gördün ki, hayvanlık huyunu aldın da hayvanlarla yaşar oldun?
Mecnun ona iniltiler içinde şu cevabı verdi:
Dostlarım Leyla’yı sevdiğimden ötürü beni ayıpladılar. Fakat Leyla’yı görünce bundan vazgeçecekler..
Melik bir kere de biz görelim diyerek Leyla’yı bulup getirmelerini emretti..
Askerleri çölü gezerek Leyla’yı bulup getirdiler..
Melik Leyla’yı görünce kara kuru bir kız olduğunu anladı. Leyla’yı beğenmedi. Çünkü onun en çirkin cariyesi bile ondan kat kat güzeldi..
Çok zeki olan Mecnun, Melik’in düşüncelerini anladı.
Ona dedi ki:
-Ey Melik! Leyla’ya değer biçebilmek için ona, Mecnun’un gözüyle bakmak gerekmektedir. Eğer Leyla’ya benim gözümle bakarsan Leyla’nın değerini o zaman anlarsın. Benim aşkımdaki sırrı o zaman çözebilirsin. O, ince güzelliğin farkına o zaman erebilirsin!
Aşk Roman Kitapları
BakiRenin Kızları
‘Unutulmaz bir hikaye.’
-Karen Harper-
VIII. Henry ve Anne Boleyn’in kızı I. Elizabeth hem iktidar hem de kadın olmanın getirdiği zorlukların farkındadır. Güçlü bir kraliçe olarak gerçek aşkı tatmamaya yeminlidir. Bu yüzden etrafında kendisine romantik arzuları tattıracak kimseyi istemez.
I.Elizabeth’in hikayesi ilk kez ona çok yakın iki kadının gözünden anlatılıyor. Bitmek bilmeyen entrikalar, yarım kalmış aşklar ve unutulmaz dramlar ortaya kayıtsız kalınamayacak bir eser çıkarıyor
‘Çok çekici ve inanılmaz derecede olağanüstü.’
-Sandra Worth-
‘Elimden bırakamadım.’
-Anne Gracie-
‘Yüksek bir drama örneği…
Son Tudor hanedanının unutulmaz bir öyküsü.’
-Karen Harper.
Kerstin Gier
Kyrhos Kitap; Aşk Romanları
Hayallerinizdeki erkeği ararken tuhaf ve komik maceralar yaşayabilirsiniz. Herkesin kırık kalpleri onarma yöntemi farklıdır ama başınıza böyle bir felaket gelirse dondurma ve cipse sarılmaktan başka bir şey yapmalısınız!
Yirmi altı yaşındaki bir genç kızın mutsuz olmak için pek çok sebebi olabilir: Erkek arkadaşı sadece sporla ve başka kadınlarla ilgileniyordur, örneğin. Üniversite öğreniminden ve bürodaki işinden çok sıkılmıştır. Kendini teselli etmek için beraber olduğu erkeklerin hepsi de tam bir felakettir. Üstelik kız arkadaşlarının durumu da pek içi açıcı değildir. Arkadaşlarından biri bütün prensiplerini bir tarafa atmış ve her şeyi bildiğini zanneden, pisboğaz ve kaba, ama iyi para kazanan biriyle birlikte; diğeri erkek arkadaşı tarafından aşağılanıp aldatılıyor; bir diğeri ise ukalanın tekine âşık!
Romanları en çok satanlar arasında en coşkulu eleştirileri alan Kerstin Gier, filme çekilmiş ve başrolünü Heike Matsch’ın oynamış olduğu “Erkekler ve Diğer Felaketler”de bu dört kız arkadaşın bir felaketten diğerine koşmalarının, sürpriz sona kadar, esprili, neşeli ve heyecanlı hikâyesini anlatıyor.
Aşk Hırsızı (Cep Boy)
Sabrina Jeffries; Çeviren: Zeynep Yazıcı
Epsilon Yayınları; İngiliz ve Amerikan Edebiyatı, Roman, Hikaye, Şiir, Denemeler, Aşk Romanları
Katherine Merivale umutsuzca evlenmek ister fakat bunun için çocukluk aşkının ona evlenme teklif etmesini beklemektedir. Evlilik teklifini alana kadar kendisine miras kalan servete dokunması yasaktır. Bu yüzden, en son ihtiyacı olan şey, kötü bir şekilde ün salmış çapkın Alec Black’in aklını başından alan, nefes kesici bakışları ve öpücüklerinin bu evliliği riske atmasıdır.
Galler Prensi’nin üç gayrimeşru oğlundan biri olan Iversley Kontu Alec, borçlarını ödeyebilmek için kendisine gizlice varis bir eş aramaktadır. Tutkulu bir kadın olan Katherine adeta dualarının cevabı gibi ortaya çıkar ve Alec’in baştan çıkarmasına verdiği karşılık da, adamın ona sahip olduğundan emin olmasını sağlar. Fakat Alec, Katherine’in bir aşk evliliği yapmak istediğini bildiğinden içini kemiren düşüncelerden kurtulamaz… Acaba Katherine, Alec’in yalanlarını öğrendiği zaman neler olacaktır?
Tut Elimi
Ellerim ellerini tutmalı sevgilim
Uzaklara gitmeli seninle peşinden
Hayata tutunmalı bir gülüşünle
Sevmeli her şeyi tek bir sözünle
Uğruna ölmeli yeri geldiğinde bile
Yeniden yeşermeli sevgisi en derinden
Ağlamak yok bundan sonra
Her zaman sevinç olacak yarınlarımızda
Tut ellerimi sevginle sar beni
Gözlerim gözlerinden geçmeli
Öyle ki, sevgimizi herkes bilmeli…
İnanıyorum
İnanıyorum bu düşün senle bitmeyeceğine
Sende inan sevgilim buna tüm kalbinle…
Mucizevi aşktı bizimkisi
Daha dünyaya gelmeden bulmuştuk birbirimizi
Gözyaşlarım birleştiriyor bizi
Dolunay gökyüzünde parladıkça
İnanıyorum aşk yanımda
Tutkulu bir bağlılık belki benim ki
Ölümsüzlüğe gidiyorum seninle
İnanıyorum sevgilim inanıyorum
Bu aşkın böyle bitmeyeceğine…
Siyah Yaşam Beyaz Ölüm
Bu sabah yine içimde bir kıpırtıyla uyandım.. Onu görecektim.. Çok güzel olmalıydım.. Gözünü benden alamayacaktı.. Hazırlanıyordum.. Hangi renk elbiseyi seçmeliydim? Kırmızı? Yeşil? Yoksa beyaz mı ya da siyah? Bana bunlardan sadece birisi yakışıyor olmalıydı.. Oysa onun gibi olmayı çok isterdim.. O ne giyerse yakışıyordu.. İçimdeki yaşama sevincimi ve mutluluğumu yansıtmak için beyazı seçtim. Aynanın karşısına geçtim. Galiba bedenim bu güne kadar ilk kez böylesine güzel görünmüştü gözüme” Mutluydum.. En sevdiğim parfümü aldım elime.. Tedirgindim.. Ben beğeniyordum ama ya o beğenmezse? Bencil hissettim kendimi bir an” Güldüm kendi kendime.. Bu kız beni paranoyak etmiş olabilirdi”Umurumda mıydı sanki..? Varlığımın bile değerini onun yanında alıyorken.. Anlaştığımız saat yaklaşıyordu ve çıkmalıydım artık! O beni değil, ben onu beklemeliydim” Ayakkabıları giydiğim anı bile hatırlayamıyorum, dışarıda buldum kendimi.. Aklımda sadece onunla geçireceğim zaman, gözerimde ise sadece o vardı” Ne garip!! Onca kalabalığın içinde ilk defa kendimi bu kadar yalnız hissetmiştim.. Önemi yoktu beklide.. Ben, onun benim yanımda olmadığı her anı yalnız ve boş geçirdiğimi düşünüyordum”Sahile varmıştım ve her zaman ki yerde oturmuş onu bekliyordum ki uzakta bir şey belirdi.. Evet oydu.. “Sevgilim!!”
Siyah giymişti.. Ama neden..? “Bu gereksiz düşüncelere neden dalıyordum..?” Hem o geliyordu.. Üstündeki parayla alınmış bez parçasının ne önemi vardı?Gittikçe yaklaşıyordu.. Gözlerine bakıp dalmayı, sonsuza yolculuğa çıkmayı çok özlemiştim.. Sabırsızdım.. Kalkıp koşup onu kucaklamalı mıydım? Dünya kimin umurunda ki artık yalnız değildim.. Kalktım.. Ona doğru koşmaya başladım.. Ama bir sorun var gibiydi.. O koşmuyordu hatta yürümüyordu sanki.. Geri adım atacak gibi bir izlenim verdi bana.. Durmamalıydım!.. Bildiğim tek şey, tek şey buydu!.. Yanına vardım.. Kollarımı açtım ve gözlerine baktım.. O da baktı.. Gözleri donuktu.. Belki de böyle oldukları için seviyordum onları.. Boynuma sarıldı.. bende sımsıkı sardım.. Zamanı durdurmak isterdim.. Öylece kalmak.. İçimde o kadar karmaşık duygular var dı ki gözlerimden gelen yaşın ne yaşı olduğunu anlayamadım.. Sevinç miydi, yoksa hüzün müydü ? Yanaklarımdan süzülen yaş, onun siyah giysisine damlıyordu. Siyah giysi sanki onu sevmemi istemiyordu.. Kıskanıyordu belki de (?) gözyaşlarımı saklıyordu.. Ona sarılıyordum ama sımsıkı sarılamıyordum. O giysimi engelliyordu ? Hemen ellerini tuttum.. O benimdi.. Bu sadece giysiye değil, tüm dünyaya idi. Duysun herkes istedim.. Seviyordum onu siyah saçlarını koklayıp, okşamayı.. Bir an gözlerini denize doğru çevirdi.. Oraya gidelim dedi.. Bir şey söylemedim.. Ben o denizi onun gözlerinde yaşıyordum zaten ama o istiyordu” Yürümeye başladık.. Elleri soğuktu.. Benimkiler sıcaktı.. Kalbim o kadar hızlı çarpıyorduk.. Vücut ısım artmış olmalıydı.. Ya onların ki atmıyor muydu !!?? Yoksa onu soğutan şey o siyah giysi miydi??.. Kendi kendime konuşuyordum sadece.. O hep susuyordu.. Hava rüzgarlıydı ben üşümüyordum ama o soğuktu.. O’nu ısıtmalıydım.. Kasvetli bir gündü.. Dalgalar kıyıya çarpıyordu.. Keşke benim giysim gibi bembeyaz bulutlar olsaydı ama yine siyah giysi kazanmıştı.. Ve bir süre dalgaların kıyıya hırçın hırçın vuruşunu izledik.. Bana “beni seviyor musun ? “ diye sordu” Bir anda önüme döndüm.. Bu hareketimden sevmediğimi çıkartacaktı belki de.. Ama ne yapabilirdim ona o kadar büyük sevim var dı ki istesem de anlatamazdım.. Neyle anlatabilirdim ki ??!!.. Bir gemi, büyük bir uçak ya da koca bir şehir mi, yoksa dünyalar kadar mı?? Hayır!! Tak bildiğim şey bunlar çok küçük kalıyordu.. Sonra gözlerine baktım.. Ellerini biraz daha sıkı tuttum.. Sadece “seni seviyorum” dedim.. Bu yeterli miydi? Bilmiyorum ama anlatamaya çalışsaydım asla susmayacaktım.. Hep o göremediğim sonsuzu arayacaktım..Bana gülümsedi.. O an rahatladığımı hissettim.. Göğsüme başını koydu, kollarımla sardım onu.. Beraber ufuğa doğru baktık.. Orada olmak istiyordum.. Biliyordum o da çok istiyordu.. Çok mutluydum.. Hiç geçmemeliydi zaman, hep onu hissetmeliydim.. Yalnız kalmak istemiyordum..Kim isterdi ki? Ona cebimden beyaz renkli oyuncak bir kalp çıkartıp verdim.. üstünde baş harflerimiz yazılıydı.. “Neden beyaz?” dedi.. Gerçeği söyleyemedim.. Sadece bu kalmıştı dedim.. Yalan söylemiştim.. Kendimi nedensiz ama mecbur hissettiğim için bu yalanı söylemiş olmalıydım..Verdiğim beyaz kalbi, kalbinin üstüne koydu ve elleriyle bastırıyordu.. Ben de ellerimi ellerinin üstüne koydum.. Sanki biraz ısınmıştı elleri.. Bana gözlerini kapat dedi.. Bir an bile olsa gözlerini göremeyecektim.. Hüzünle karışık duygular içinde kapattım gözlerimi.. Bi kaç saniye bekledim ve sonra”Nefesini hissettim..( Bunu bi cümleyle yazacağım ama o anki duygularımı ifade edemeyeceğimdendir. ) Dudağımdan öptü.. Aman Tanrım kalbim yerinden fırlayacak gibiydi. Gözlerimi açtığımda ayağa kalkmıştı.. Ona ne oluyor dercesine baktım.. Gitmem gerek dedi.. İçimden ağlamak geldi.. Ama gözyaşlarım tekrar bu dünyaya gelmek istemiyorlardı.. En son onun üzerine damlamışken, neden boşluğa düşmek istesin ki??
Arkasını döndü ve gitti.. Kal diyemedim.. Hızlıca uzaklaştı.. Gözden kayboluncaya kadar onu izledim.. Aklımda sadece o ve yaşadığımız şeyler vardı.. Kısaydı belki ama bana bir ömür yetebilir diye düşünüyordum.. Sonra gözlerini unutmamak için denize doğru döndüm.. Ne zaman geçmişti farkında değildim ama uzun bir süredir ufuk çizgisine baktığımın farkına vardım.. Artık gitmeliydim”Ve kalktım.. Deniz kal dercesine daha da hırçınlaştı.. Kıyıya daha hızlı ve daha çok geliyordu.. Onu dinlemedim.. Şehre yöneldim.. O hissetmediğim kalabalığın içine.. Caddeyi geçtim.. Nereye gidiyordum ben?? Birden bir adamın cüzdanını düşürdüğünü gördüm ve koştum.. Cüzdanı yerden aldım.. Adama yetişebilmek için tekrar koştum.. Adam bir cafeye girdi.. Tabii ben de peşinden.. Cüzdanı verdim.. Teşekkür etti.. Bana teşekkür hediyesi olarak yemek teklif etti ama kabul etmedim.. Tam çıkıyordum ki.. Bir anda durdum.. Sevgilimi gördüm.. Caddede yürüyordu.. Yalnız o da ne!?? Benim sevgilimin ellerini birisi tutuyordu ve o kişi ben değildim.. Onunla gülen ben değildim.. Gerçeği anlamam zor olmadı.. Bunu siyah giysi mi yapmıştı bilmiyorum ama amacına ulaşmıştı.. Tekrar koştum.. Ama bu sefer ne cüzdanını düşürmüş bir adamın peşinden, ne de aldatan bir sevgilinin peşinden..! Neyin peşinden koştuğumu bir tek ben biliyordum.. Kim bilir aklımda ne fırtınalar kopuyordu kim bilebilir ki??.. Boş bir binaya girdim koşarak.. Kaç kat çıkmıştım, kaç basamak atlamıştım hiçbir şeyi bilmiyordum bildiğim tek şey vardı.. Ben aldatılmıştım ve siyah kazanmıştı.. Yukarıya vardığım da gökyüzü daha bir karanlık geldi.. Her şey zifiriydi.. Ama artık yukarıdaydım..Aşağıya baktım.. Aynı sahne.. O çok sevdiğim kız, siyah elbisesi ve elinde beni aldattığı kişi” Yapacak bir şey kalmamıştı.. O siyahı ona nasıl anlatabilirdim ki?? Gözlerimi kapattım.. Bu kez dudağımdan öpmeyecekti.. O aşağıdaydı bense yukarıda.. Beni neden aldatmıştı? Kim bilebilir ki ondan başka? Beyaz olduğum için mi yoksa aşağıdan geldiğim için mi??.. Eğer öyleyse bu kez yukarıdan geliyordum.. Belki de bu kez gerçekten sevecekti beni.. Ben göremeyecektim ama belki de bu kez siyah kaybedecekti…
“Ve kendimi boşluğa bıraktım.. Ama mutluydum.. Onu ne kadar sevdiğimi o göremese de ben görecektim.. Çünkü o hiç ulaşamadığım, anlatmaya başlamaya korktuğum sonsuza gidiyordum.. En önemlisi belki de o da beni sevecekti ve siyah kaybedecekti.. Gerçekten beyaz mı kazanabilir miydi? Bu kadar soru varken sonsuza gidiyordum.. Gözlerimi açtığımda her yer beyazdı.. Mutsuz olamazdım.. Çünkü; SİYAH YAŞASAM DA BEYAZ ÖLÜYORDUM..!!
Sen Giderken..
Vefasız bir kalbe saplanıp kaldım
Her saniye bin bir acıyla hasta yatagımda cırpındım
Ugrunda kendi hayatımı mahvettim yine yaranamadım
cek git artık sensizlige alıştım
Sen giderken ben ardından yalvardım
Bin bir acıyla dizlerinin önünde ellerimi actım
Buda yetmedi sana gitme diye yakardım
Gelir diye günlerce kalbimi kandırdım
Senden sonra sevmeye cesaretim olmadı
Yıkılmış bir virane gibi öylece kala kaldım
Sen giderken hayallerimi bile aglattın
Beni bu hayatta tek başıma kimsesiz buraktın
Dön demeye gücüm yoktu cünkü bitmiştim
Senin için kendi gelecegimden vazgecmiştm
Olmadık yerde cocukılar gibi gözyaşımı içime hapsetmiştim
Ama sen coktan kararını vermiştin ve cekip giitin
Sana dur demek iiçin elimden geleni yaptım
Önünde durup gözleirinin içine bakarak agladım
Neden gidiyorsun diye sana sormadım
Çünkü gücüm yok tu saramazdım
Gitmek istiyorsun cek git o zaman hayatımdan
Gölgenide al kirlettigin yarınlarımdan
Çek ellrini günahsız gözyaşlarımdan
Seni de kaldırıp attım aynanın karşısında parcaladıgım dudaklarımdan
Ben hep seni bekledim gözyaşlarımla
Yıkılmış gurumu hice sayıp ellerimi actım sana
Gel diye bekledim seni hasta yatagımda
Ama gelmek bilmedin sevgilim sen bana
Şuan ellerimde yırtık bir resimle seni arıyorum
Her gecene seni soruyorum
Ucan kustan bile haber yolluoyorum
Sana öylesine asıgım ki hala yollarını gözlüyorum
Ama gelmedik bilmedin sevgilim sen
Beni tek başıma burakıp gittin o yüzsüz halinle
Bu defa aldırmıycam bile gidişine
Bu sefer sen degil ben gidiyor olacagım ışıgı olmayan sehirlere
Önüme bakamam gücüm yok artık sevmeye
Bana öyle bir acı yasattınki hala katlanıyorum bedeline
Git sende git nasıl olsa alıştım habersiz cekip gitmelerine
Gözyasım desen kalmadı eridi bitti
Çek git artık dönüşün olmasın bir daha yüregime
Unuttum seni tıpkı beni unuttugun gibi
Maziye gömdügün gibi acımadın gibi
İnssafsızca alıştım vurup gitmeerine
Hadi git geldigin cehenneme…
ŞiiR NEdir
Şiir (ar. si’r, fr. poésie, ing. poem), en eski edebiyat türüdür. Değişik sanat anlayışlarına bağlı olarak çeşitli tanımları yapılmış, şiirin tanımlanamayacağı da öne sürülmüştür. Yine de genelde, şiirin ritime ve imgeye dayanan, kendine özgü dili ve söyleyiş özelliğiyle estetik etkilenmeler yaratıcı bir söz sanatı olduğunda birleşilmektedir
Türkçede şiir karşılığı koşuk, yır, özün gibi sözcükler önerilmişse de hiç biri yaygınlaşamamıştır. Bugün koşuk, nazım karşılığı kullanılmaktadır. Ayrıca nazımla şiiri birbirine karıştırmamak gerekir. Birincisi yalnızca bir anlatım yoludur. Geçmişte şiirin uyak, ölçü, nazım biçimleri gibi biçimsel özelliklerden ayrı düşünülemeyişi şiirle nazmın eşanlamlı sayılmasına yol açmış, giderek şiir «mevzuu ve mukaffa (ölçülü ve uyaklı) bir söz sanatı» olarak tanımlanmıştır. Günümüzde bu anlayış aşılmıştır. Nitekim şiirin doğuşunu, sanat olarak gelişimini açıklamaya çalışan aşağıdaki özet, bir bakıma şiirin ne olduğu konusunu da aydınlatmaktadır:
«İnsan, doğayı denetim altına almak için kullanmaya başladı araçlarını. Bunu başarmaya uğraşırken, doğanın, insan iradesinin dışında, kendi yasalarına göre yönetildiğini anladı… zamanla doğadaki yasaların nesnel gerekliliğini tanıyarak onları kendi amaçları uğrunda kullanma gücünü elde etti. Bu yasaların kölesi olmaktan kurtulup onlara hükmetmeyi başardı, öte yandan doğal yasaların nesnel gerekliliğini anlıyamadığı sürece, çevresindeki dünyayı kendi isteğine kalmış bir hareketle değiştirebileceğini sandı. Büyünün temeli budur. Büyüyü, gerçek tekniğin eksiklerini tamamlıyan, aldatıcı bir teknik olarak tanımlayabiliriz… Üretim çalışmaları topluca iken bir ezginin eşliği olmadan iş yapılamıyordu. Böylece konuşma, asıl üretim tekniğinin bir parçası olarak ortaya çıktı… Vahşilerin bugün bile yaptıkları yansılama (mimetic) dansları, buna örnektir… Böylece bütün dillerde iki konuşma biçimi olduğunu görürüz: Biri, insanların birbirleriyle bildirişmelerine yarayan bildiğimiz günlük konuşma; öbürü de toplu olarak törenlerde kullanılan, daha yoğun, olağan dışı, ritimli ve büyüsel olan şiirsel konuşma.
Bu açıklamaya göre şiir dili, genel olarak ritim, müzik ve düş niteliğini daha çok koruduğu için konuşma dilinden daha ilkeldir… İlkel insanların konuşmaları ancak şiir için düşündüğümüz ölçüde ritimli, ezgisel ve olağan dışıdır. Günlük konuşma şiirsel olunca, sür de büyüseldir. Bildikleri şiir türküdür, türkü söyleyişleri ise her zaman gövdesel bir hareket eşli ğindedir ve bir başka büyü görevini yerine getirir. Dış dünyayı taklit yoluyla etkileme, düşü gerçeğe uygulama amacını güder… Hemen bütün ilkel duaların; sesçil ve ritimli, eğretileme ve ses yineleme etmenleriyle zengin, garip titreşimler ve tekrarlardan yararlanan bir yapıda olduğu görülmektedir. Hepsinde gerçekleşmesini istediğin şeyin gerçekliğini öne sürerek onu gerçekleştirmiş olmak amacı vardır…
Böylece şiir, büyüden çıkmış olur…
Neden şairler olmayacak şeyleri özlerler? Çünkü şiirin büyüden aldığı, başlıca görevi budur da ondan. Vahşiler yansılama danslarında insanüstü bir çabayla düşlerini gerçekçiliğe dönüştürmeye çalışırlar.. Şair de dünyaya karşı öznel tutumuyla aynı davranıştadır. Ritim, perde ve temposu belli aralıklarla düzenlenmiş sesler dizisi diye tanımlanabilir. Fizyolojik bir başlangıcı vardır; belki de yüreğin vuruşuna bağlanabilecek bir başlangıç…
İnsan, ritmi, araçların kullanılmasıyla geliştirir. Bugün de yaşayan iş türkülerinin görevi, üretim işine ritimli, coşturucu bir nitelik katarak onu hızlandırmaktır.. Kültür tarihinin her döneminde, yeryüzünün her yanında iş türkülerine raslanır. Sadece makinelerin uğultusu bazı yerlerde bu türlü türküleri bastırmıştır …
Zamanla türküler çalışma sürecinden ayrılarak boş zamanlarda, dinlenme saatlerinde uydurulmaya başlanmıştır. Çalışma sürecinden kopunca heyamolaların değişmez öğesi genişlemeye başlayarak «ballad» dörtlüğü doğar. Ballad biçiminde dörtlük bir müzik cümlesi, beyit bir müzik cümleciği, dize de bir müzik birimi olur. Çünkü başlangıçta bir dans biçimiymiş ballad.. özetlersek; dans, müzik ve şiir dediğimiz üç sanat, bir tek sanat olarak başlamıştır…
Bizim anladığımız anlamdaki şiirin gerçekleşmesi için atılan ilk adım dansın bir yana bırakılmasıydı. Böylece türkü ortaya çıktı. Türküde şiir müziğin özü, müzik de şiirin biçimidir.
Daha sonra bu ikisi de birbirinden ayrıldı. Şiir türküden aldığı biçimi kendi mantığının özüne göre yalınlaştırarak korudu, ritim yapısı şiirin biçimi oldu. Şiir, ritim düzenine bağlı olmaksızın, kendi iç bütünlüğü olan bir hikâye anlatır. Böylece, daha sonraları şiirden düzyazı ile yazılmış hikâyeler ve romanlar doğmuş oldu.»
Didaktik Şiir
Didaktik (fr. didaktique, os. talimî), öğretici demektir. Amacı bilgi vermek olan edebiyat ürünleri bu sözcükle nitelenir. «Tâlimi Edebiyat», «Öğretici Edebiyat» da aynı anlamdadır. Başlangıçta bu bölümleme yalnız şiir için söz konusuydu. Edebiyat türü olarak yalnız şiir vardı. Dualar, dinsel amaçlı metinler kolay akılda tutulabilmesi için şiir biçiminde yazılıyordu. Türklerin gelişimi sonucu didaktik terimi tiyatro, öykü, roman için de kullanılmıştır. Dinsel şiirlerin yanısıra Aisopos’un hayvan öykülerini (fabl) de didaktik yapıtların ilk ürünleri arasında sayabiliriz.
Türk edebiyatında didaktik yapıtların ilk örnekleri olarak Turfan kazılarında bulunan Uygur metinlerini gösterebiliriz. Eski şaman duaları da bu türe sokulabilir. Nitekim elimizdeki Uygur metinlerinin çoğu da dinsel nitelik taşımaktadır. Reşit Rahmeti Arat, Eski Türk Şiiri adlı yapıtında ele geçen metinleri «Mani, Burkan ve islam» çevrelerinde yazılanlar olarak üç bölümde toplamaktadır. Şiirlerin amacı yeni kabullenilen dinlerin ilkelerini öğretmektir. Bir bölüğü ise doğrudan doğruya duadır. Daha sonra Yusuf Has Hacip Kutadgu Bilig, Edip Ahmet Atebetü’l-Hakayık’la türün en iyi örneklerini verirler. Orta Asya döneminde Ahmet Yasevi Hikmet’leri de didaktik yapıtlar arasına girer.
Türk edebiyatının Anadolu’daki gelişimi başlangıçta didaktik bir nitelik taşır. Özellikle Anadolu’ya gelen derviş’ler Tasavvufla beslenen ve kimi tarikatların ilkelerini yaymayı amaçlayan bir şiirin gelişmesine yol açarlar. XIII. yüzyıl Anadolusunda yazılmış yapıtların hemen hepsi öğretici niteliktedir. Bunlar arasında en ünlü örnek olarak Mevlana’nın yapıtları gösterilebilir. Ama Farsça oluşları öğreticilikte güdülen amacın gerçekleşmesini önler. Sonradan yapıtlarının birçok çevirisinin yapılması, şerh edilmesi de bu niteliğinden ötürüdür. Eskilerin deyimiyle talimî bir nitelik taşıyan Mesnevi’si başlıbaşına ders olarak, günümüzde lisans öğretimi dediğimiz biçimde okutulmuştur.
Bu dönemde Türkçe yazılmış yapıtların başlıcaları olarak da Ahmet Fakih’in Çarhnâme’si , Aşık Paşa’nın Garipnâme’si, Yunus Emre’nin kimi şiirleri, Gülsehrî’nin Mantıku’t-Tayr’ı sayılabilir.
Osmanlı dönemi Türk edebiyatında dinsel ve tasavvufî amaçlarla yazılmış yapıtların didaktik bir nitelik taşıdıklarını söylemek yanlış olmaz. Ahmediyye, Muhammediyye gibi yapıtlar, Kabusname benzeri ahlak kitapları, Nabi’nin Hayriyye’si öğretici bir amaca dayanırlar.
Tanzimat’tan sonra ise öğreticiliğin alanı büsbütün genişler. Edebiyatın toplumu, insanları eğitmek için bir araç olduğu düşüncesi yazarları, sanatçıları bu yolda ürün vermeye iter. İlk çeviri roman olan Telemak bile öğretici niteliğinden dolayı Türk okuruna sunulur. Edebiyat-ı Cedide ise bu anlayışa tepki olarak doğar.
Günümüzde edebiyat yapıtının öğretici olup olmaması sorunu tartışma konusu olmaktan çıkmıştır. Ancak çocuklar için yazılan yapıtlarda sanat kaygusunun yanısıra öğreticilik de gözetilmektedir.
«Şayet» isimli didaktik bir şiir örneği:
Ömrünü vakfettiğin işin mahvolduğunu
Görüp de hiç yılmadan işe baştan başlarsan
Yüz oyunluk kazancı bir oyunda kaybedip
İstifini bozmadan metanetle başlarsan
Aşka esir olmadan âşık olup da eğer
Her zaman hem kuvvetli hem de müşfik olursan
Sana kin güdenlere vermeden hiçbir değer
Kin gütmeden kimseye sen kendini korursan
Safdilleri kandırıp kurmak için bir tuzak
Sarfettiğin sözlerin hainlerin ağzından
Bambaşka bir şekilde tekrarını duyarak
Omuz silkip geçersen üzerinde durmadan
Hiçbir zaman şüpheci ve yıkıcı olmadan
İnceler ve öğrenir, düşünür ve anlarsan
Kontrolü hiçbir zaman elinden bırakmadan
Bir mütefekkir gibi hülyalara dalarsan
Bütün kabahatleri sana yükleyerekten
Bir faniye kapılıp herkes telâş ederken
Kendine hâkim olup soğukkanlılıkla sen
İtidalini eğer muhafaza edersen
Milleti unutmadan krallarla gezersen
Halkla temas edersen vakarını bozmadan
Kayırmadan birini dostlarını seversen
İncitmezse seni ne bir dost ne bir düşman
Bir felâketten sonra zaferle karşılaşıp
Bu iki hilekâra fazla kıymet vermeden
Bozmadan istifini hep aynı gözle bakıp
Tebessümle karşılar şayet gülüp geçersen
Ecelle vâki olan nihaî buluşmayı
Ayıran son dakkayı koşarak bitirirsen
Ab-ı hayatla dolu ömür denen kupayı
Sevinçle ve kedersiz tüketip yitirirsen
Talihi ve zaferi, şahları, ilâhları
Sadık köleler gibi hep yanında bulursun
Fakat hepsinden mühim olanı şu ki… Oğlum
Sen o zaman hakikî, tam bir insan olursun. (Rudyard KIPLING)
Dramatik Şiir
Dramatik Şiir, acıklı ya da korkunç bir konuyu anlatan şiir; insanın gözünün önünde tiyatro gibi konuyu canlandırabilen şiir; opera için yazılan man zum dramlardaki şiir. Batı edebiyatında Corneille, Racine, Shakespeare; bizim edebiyatta Namık Kemal, Abdülhak Hamit Tarhan, Faruk Nafiz Çamlıbel dramatik şiirin en güzel örneklerini verirler. «Eşber» den bir parça:
Halketsem esirlerle leşker,
Mahveylesem ordularla asker,
Olsa bana hep mülûk çâker;
Cinsince o iktidar münker,
Fevkimde uçar tuyûr-u kemter!
Âvâze-i dehr iken tanînim,
Gördüm ana değmiyor enînim;
Milletlere karşı âhenînim;
Bir âfete karşı nazenînim.
Afetse de ey ilâh göster!
Bilmem bana ân mı, şân mı lâzım?
Gülbün mü ya kehkeşân mı lâzım?
Âguuş-u vefâ-nişân mı lâzım?
Bir pençe-i hun-feşân mı lâzım?
Canan mı güzel, cihan mı hoş-ter?( Abdülhak Hâmit TARHAN)
Epik Şiir
Epik kelimesi Yunanca kelime, konuşma, hikâye, şarkı, kahramanlık şiiri mânasına gelen epos kelimesinden türemiştir. Batı edebiyatında başlıca örnek olarak İlyada ve Odise kabul edilir. Vergilius’in Aeneid adlı eseri Homeros’in tam bir taklididir. Batı ortaçağında Vergilius tesiri Homeros geleneğini canlı tutmuştur. Fakat ortaçağ yazarları klasik modellerin dışında epik eserler de vücuda getirmişlerdir. Beowulf, Roland’ın şarkısı. Daha sonra yazılan bu nevi eserlerde (meselâ Cameons’un Luziat, Tasso’nun Kurtarılmış Kudüs, Milton’un Kaybolmuş cennet) bu gelenek devam ettirilmiştir.
Epiğin çeşitli tarifleri yapılmıştır. Bunların hepsinde ortak olan noktalar şunlardır: Epik yahut destan manzum olarak yazılan uzun bir hikâyeye dayanır. Epik şiirin başka bir özelliği günlük hayatı aşmasıdır. Alelade teferruat, hayatın parçasını teşkil ettiği derecede önem ve değer kazanır. Bununla beraber aslî kahraman düz bir ovada tek bir dağ gibi yükselmez. Kendi çapında arkadaşları, düşmanları vardır. Destan için tabiî yahut uygun olan çevre genellikle büyük hadiselerin cereyan ettiği bir yer veya devir olarak düşünülür: O çağlarda, o günlerde devler varmış. Yakın çağ bir epik için nadiren elverişli bir konu olur. Camoens’in muasırı Tasso kendi epiğini Haçlılar devrine yerleştirir. Roland destanının yazarı ise Şarlman devrini esas alır. Epik şairler hemen daima efsaneyi tarihin bir dalı olarak kabul etmişlerdir.
Genellikle zaman ve mekânda uzaklık epik şiirin bariz bir alâmeti olur. Bu uzaklık epik eserin malzemesinin serbest bir şekilde işlenmesini mümkün kılar. Roland şarkısında basit bir mübareze, eserin mâna dolu merkezi haline gelir. Epikle ilgili nazariyede tabiatüstü varlıkların müdahelesine büyük yer verilir. Bunun sebebi Homeros ve Vergilius’in eserlerinde ilâhların büyük yer işgal etmesidir. Tabiatüstü varlıklar adeta destanın vazgeçilemez öğeleri telakki edildiği için Camoens bile XV. yüzyıla ait olan epik eserinde klasik ilâhlara büyük yer verir. Epik azametin zirvesine yükseldiği Kaybolmuş cennet’te Âdem ile Havva hariç bütün karakterler tabiatüstü varlıklardır. Malzemeyi işleyişte şairin hürriyeti sınırlıdır, zira dinleyicisi hikâyeyi bilmektedir ve esasa ait değişikliklere karşı koyacaktır. Epik, geleneklik hikâyeciliğin gelişmiş şeklidir; gelişmesi boyunca, kahramanlar ve işleri, insanlar arasındaki şöhretlerini yüceltme gayesiyle seçilmiştir. İcat, gerilimin kaydırılması, süsleme, teferruattaki değişmelerle sınırlandırılmıştır. Şairin gücü, yeni bir hikâye meydana getirmeğe değil, meşhur bir hikâyeden bir epik çıkarmağa hasredilmiştir.
Epik şekil ayrıca son derece geleneklikdir; basmakalıp özellikleri bol bol kullanır.
Epik adı bazan yukarda anlatılan şiirlere de verilmiştir. Dante’nin. îlâhî komedi’sine epik denmiştir. Bu şiirin kahramanı yoktur. Aslî karakteri birinci şahıs olarak konuşan şairin kendisidir. Ayrıca hikâyeyi teşkil eden şairin seyahati, öldükten sonra gideceğimiz dünyanın anlatılmasıdır. Seyahatin epik münasebetleri vardır. Kahramanın cehenneme inişine dair olan epik oyuna dayanır ki Dante bunu kendine aktarmış ve Araf ile cennete nakletmiştir. Böylece epik geleneğin bir episodik özelliği bütün bir şiir olmuştur. İlâhî komedi’nin ölçüsü, üslubu ve ağırlığı, yazarların onu epik diye adlandırmalarına sebep olmuştur. Bazı uzun didaktik şiirler de (Hesiod’un Works and days); hatta kahramanlık ölçülerindeki mensur eserler de epiğe uygunlukları dolayısıyla epik diye adlandırılmışlardır.
Sözlü destan ile yazılı destanlar arasındaki fark belirtilmemiştir. Birinciler anonimdir ve anlaşıldığına göre sadece eğlendirme maksadı güderler, medeniyetin ilk safhalarını aksettirirler (İliad, Aeneid). Yapı olarak, epik, yeknesak mısralarla verilir. Deyimler, değişmeyen sıfatlar dolambaçlı söz ve tabirler tekrarlanan formüller bakımından zengindir; konuşmaya geniş yer verilir. Aksiyon kısa bir süreyi içine alır, diğer yıllar hikâye edilir (Odysseia’nın Phaeacian sarayında anlattığı gibi) veya aksiyon, birkaç mısrada tamamlanan fasılalarla birkaç sahnede yoğunlaştırılır. İlyada 49 günü içine alır, 21 i birinci kitaptadır. Beowulf’un birinci bölümü beş gündür; ikinci bölümün büyük kısmı bir günde geçer. İlyada’da teşbihler çoğunlukla mütevazi hayattan alınmışsa da aslî temler prenslerin ve arkadaşlarının savaş sahalarındaki ve saraylardaki (ki buralarda ziyafet, çalgı ve içki çoktur) maceraları, kahramanlıkları ve ıstıraplarıdır. Harp, genellikle epik hayat tarzının merkezidir.
Avrupa dışı epikler de aynı özellikleri gösterir. M.Ö. III. yüzyıl sonlarına doğru Akad epiği Gılgamış ortaya çıkmıştır ki 3000 mısraı bize intikal etmiştir. Az sonra Enuma Elish (ilk kelimelerine göre adlandırılmıştır) çıkar, onun da he men hemen bin mısraı mevcuttur. Daha önceki Sümer epik hikâyeleri de kahraman Gılgamış’ın yeraltı dünyasına seyahatini, tanrılar ve kahramanlarla savaşlarına dair hikâyeleri anlatır.
Daha sonraları M.Ö. 500 de iki büyük Hint epiği gelir. Efsanevî Vyasa’ya atfedilen Hindistan’ın millî epiği Mâhâbârata çeşitli şairler tarafından yapılan ilâvelerle Odysseia’nin ve İliad’ın 8 misline yükselmiştir. Tanrılara (bilhassa Krishne) dair hikâyelerinde ve Barata kral ailesi hikâyelerinden, klasik Hint dramı konuları çıkar, hikâyeler hâlâ Hint köylerinde söylenir ve birçoğu filme alınmaktadır. Şair Valmiki’nin Ramayana’sı da aynı derecede meşhurdur. Eserde sürgündeki kral Rama doğu şeytanlarını yener. Bu hikâyelerin altında, bazı âlimler güneye doğru Aryan istilâsının ve tarımlaşmanın başlangıcına dair Hint mitinin izini bulurlar. Puranas, daha küçük Sanskrit epikleridir ki, Vishnu’nun on defa canlanışını kâinatın yaratılışı; Tanrıların soyunu ve kral ailelerinin tarihlerini anlatır. Mit, efsane ve tarihin karışması ve ufak olayları kahramanlık ölçülerine yükseltmeleriyle, Doğu epiği de şahsî romans ve kahramanları, Tanrıların savaşı, mitlerin ve dinin yaratılışı veya daha öğretici maksatlarla – Batı dünyasındakilere benzer. Türk edebiyatında Oğuz Kağan destanı’ndan başlayarak, Türk kahramanlarının veya göç maceralarının hikâyelerini anlatan destanlar vardır. İslâmi devreye girdikten sonra epik şiirin en mükemmel örneği Mevlid’dir. Geniş mânada epik şiir tarifine dayanarak hikâyeye dayalı mesnevîlerin birçoğunu epik şiir olarak nitelemek mümkündür. 1947 de modern devrin şiiri epik olmalıdır görüşünün savunucusu olan Ahmet Kutsi Tecer’in bu görüşüne Ahmet Hamdi Tanpınar katılmaz. Zira ona göre bugünün destanı romandır.
Son devir şairlerinden bir kısmı da şiirlerine destan adını vererek onları kendiliklerinden epik şiire dahil ederlerse de henüz Türkiye’de bu konuyu derinlemesine inceleyen bir araştırma yapılmamıştır.
Yahya Kemal’in Selimnâme’si epik şiirin bir örneği sayılabilir. Çok kısa olduğu halde, muhtevası ve tekniği itibariyle Tanpınar, Yahya Kemal’in istanbul’u fetheden yeniçeriye gazel’ini «Türk epik şiirinin incisi» olarak niteler ve epik şiiri yukarda anlatılandan daha farklı bir şekilde yorumlar.
Sen GidinCe
Sen GidinCe
sen gidiyorsun ya işine yetişmek için
saçlarını, gözlerini, ellerini
neyin varsa toplayıp gidiyorsun ya
her seferinde bir şey unutuyorsun sıcak
termometrede yükselen çizgi
kimbilir nerelerde soğuyorsun
senin gözbebeklerin var ya kadın kadın gülen
insan insan bakan gözbebeklerin
beni tutsa tutsa gözlerin tutar ayakta
beni yıksa yıksa gözlerin yerle bir eder
ne gelirse onlardan gelir bana
çalışma gücü yaşama direnci
mutluluk gibi kazanılması zor
mutluluk gibi yitirilmesi kolay
bir açarsın ki mutluyum
bir kaparsın ki herşey elimden gitmiş



